Hikaye anlatımı söz konusuysa kesinlikle dramatik çıkışlar gereklidir. Bunlar güçlü ve etkili olmalıdır. Peki ölüm ve yaşam kadar etkili başka hangi çıkış olabilir? Gerek uzaylı bir ırkın son çırpınışları olsun, gerekse bir acil servis doktorunun hastasını kurtarma çabaları, hikaye anlatımında şüphesiz ölüm en baba ve en kesin drama kaynağıdır. Bu ikisinin arasında kalan başka hiç bir şey bunlar kadar önemli değildir, ya ölüsünüzdür, yada değil…

Bu bahsettiğim gerçekler genelde en çok polisiye ve polis draması üzerine kurgulanmış dizi ve filmlerde görülür. Diğer türler de arada gelirler ve giderler ama kesin ve kalıcı olan tek tür Polisiye dir, neredeyse hepsinde de amaç cinayeti çözmektir.

Yanlış anlaşılma olmasın, bu söylediğim yaklaşımda hatalı olan hiç bir şey yok, direk ölüm ile başlayan ve mükemmel bir şekilde süregelen bir çok güzel dizi bulunuyor. Hatta bazı durumlarda farklı bir yaklaşım ile olaylara bakan dizilerde görülebiliyor. Mesela AMC‘nin The Killing isimli müthiş dizisinde örneğini görebileceğiniz şekilde karakterlerin hepsinin sürekli olarak bir gizem taşıyor ve ne olacağı belli olmayan kimin eli kimin cebinde modeli bir kurgu olaya hakim oluyor.

hannibal lecter

NBC ‘nin Hannibal dizisinin, televizyondaki en iyi dizilerden birisi olmasının birçok sebebi var tabiki ama bence en önemli sebebi, diğer tüm diziler ölüm temasının ağırlığından kaçınırken, Hannibal vahşeti, kanı ve şiddeti en cesur haliyle, olabildiğince kanlı ve zengin bir şekilde ele alarak adeta bir operaya çeviriyor.

Hasta Hannibal fanatikleri diziyi överken sürekli olarak görsellikten bahsediyor. Kesinlikle diğer dizilerde göremeyeceğiniz görsel zenginlik, karanlık ve koyu renklerin inanılmaz güzel bir kullanımı, ilmek ilmek işlenmiş dehşet kokan bir dünya betimlemesi, diziyi hemen diğer tüm dizilerden kesin bir şekilde ayırıyor.

Hannibal, aslında seri katiller etrafında dönen bir dizi olmasına rağmen esinlendiği Thomas Harris romanlarından kaynaklanan, yüksek kaliteli bir çizgi taşıyor. Ölü bedenler neredeyse tüm dizi boyunca adeta bir tablo gibi önümüze seriliyor. Şekli değiştirilmiş, soyut betimleme kullanılmış ve adeta tanınamayacak şekillerde izleyiciye sunuluyor.

Kısa bir örnek vermem gerekirse 3.üncü sezonun ikinci bölümünde karakterimiz Will, İtalya da Hannibal’ı ararken bir kiliseye giriyor ve şekli değiştirilmiş, insan kalbine benzetilmiş bir ceset buluyor. Bu ceset ile Kalbi kırılan Hannibal‘ın kendisiyle iletişimde geçme çabası olarak işlenmiş. “Oha arkadaş bu nası bir bakış açısı” demeden duramıyor insan.

hannibal lecter

Hannibal evreninde polis kuvvetleri, Hannibal Lecter‘ı durdurma konusunda her zaman, kesin ve net bir şekilde 2 adım geride. Aslına bakarsanız Hannibal Lecter‘da basit bir katil değil elbette, neredeyse evrenin en karanlık, kötü ve saf gücü gibi bir şey.

Dizinin uyarlayıcı yapımcısı Bryan Fuller bir röportajında şunları söylemiş: “Dizide sürekli olarak Mitoloji kullanıyoruz. Çünkü Hannibal’ın buna biraz ihtiyacı var, bir bakıma Hannibal cennetten kovulmuş ve Dünya’ya gönderilmiş bir melek (Fallen Angel). Dünyada ki görevide tüm insanlığı, inandıkları sosyal yaşantıdan uzaklaştırıp, Dünyayı, sadece yeterince akıllı ve güçlülerin yaşamaya hakkı olduğu karanlık ve sert bir yer haline getirmeye uğraşıyor.

Hannibal tabiki de sadece bir insan, hatta dizide onu kesinlikle doğa üstü bir şeymiş gibi göstermemek için ellerinden gelen özeni gösteriyorlar. Öncelikle kültürlü, yüksek sosyeteden ve ağzının tadını bilen bir gurme. İkinci olarak kendini tüm insani iletişimden soyutlamış, bizim gibi konuşmayan yada etkileşmeyen, şeytani, zalim bir karakter olarak betimleniyor. Hannibal Lecter, adeta insanların labaratuvar faresi olarak kullanıldığı, alternatif bir evrenden geliyormuş ve burda da insanları aynı gözle görüyormuş gibi dahiyane bir bakış açısıyla bizlere sunuluyor.

Karakteri canlandıran Mads Mikkelsen kesinlikle olağanüstü bir performans sergiliyor. Adam adeta Hannibal‘ı özümsemiş ve aynen onun yaşadığı gibi olayları yaşıyor. Son derece akıllı bir karakter olan Hannibal, pisikiyatri konusundaki engin bilgisini hastaları üzerinde sınırsız şekilde uyguluyor. Bazı hastalarını sadece kurduğu cümleler ile cinayet işlemeye yönlendirebilecek kadar usta bir konuşmacı.

Bir çok dizide 2 erkek karakterin arkadaşlıkları işleniyor ama çok azı Hannibal daki gibi tertemiz ve güçlü şekilde verilebiliyor. “Gerçek arkadaşlık bir düzeyde güven ve karşılıklı savunmasızlığa dayanmalıdır” tezi ile hareket eden dizi de Hannibal ve Will’in güçlü dostluğununda araya bir miktar karanlık giriyor olsada, aynı zamanda müthiş derin ve büyük bir sevgi de barındırıyor. Resmen farklı şartlar altında olsa ( Mesela biri kelimenin tam anlamıyla şeytan olmasa ehehe) özlerinde direk kankaların kankası olacak adamlar.

“Hiç birimiz tam anlamıyla görülmeyi ve bilinmeyi istemeyiz, çünkü birisi bu bilgilere sahip olursa alehimizde kullanabilir.” Hannibal bu argümana karşı duran bir bakış açısı getiriyor. Diğer tüm diziler, bu gibi mevzulara pek girmeyip bunları üstün körü geçmesine rağmen Hannibal adeta gözümüze sokuyor.

Bana kalırsa bu dizi, Harris‘in eski Kuzuların Sessizliği ve Red Dragon gibi filmlerindeki eskimeye yüz tutmuş ve yavaş yavaş bayağı gelmeye başlayan Hannibal Lecter mirasını alıp en tepeye çıkartmayı başarmış.

Hannibal hakkında hissettiklerim kısaca bunlar. Gerçekten hayatımda izlediğim en KALİTELİ dizilerden birisi olan Hannibal‘ı herkese öneriyorum. İzleyin, izletin tadını çıkartın zira üzülerek söylüyorum ki dizinin 3. üncü sezonu son sezon olacak. Diziyi 4. Sezona yenilememe kararı alan NBC‘yi de şiddettle kınayarak yazıyı burda bitiriyorum.

Tasarımla ve diziyle kalın…

Orkun Karaburun
Orkun Karaburun
Husband, Designer, Photographer, Director, Thinker, Builder, Geek…